Thursday, August 22, 2013

Amaç

Amaçsızlık çok ızdırab verici olabiliyor bu hayatta.
En azından benim için oldukça zorlayıcı olabiliyor.
Bir amaca tutunup da sonrasında hele beklediklerini bulamayınca daha da hayal kırıklığına uğruyorsun.
Hayatımda çok büyük bir değişiklik yaptım, bir yılı aşkın bir süre önce.
Bu değişiklikten oldukça memnundum ve belki hala memnunum. Sonrasında ne olacağını bilememek ve umduklarımın gerçekleşmeyeceğini öngörmem beni umutsuzluğa ve isteksizliğe sürükledi.
Bu aralar yine bir şekilde bana amaç tayin edilmesini bekliyorum ki bunun sonunda gerçekten mutlu olacak mıyım, oldukça şüpheli bir durum.
Büyük hayaller ve başkasının planlarına kendimi dahil etme çabası hepsi bir arada. Bazen gerçekten kendimi kaptırıp çok mutlu oluyorum ama dönüp baktığımda aslında o plana ayak durma çabası ve yeniliğin getirdiği hevesin dışında kendime ait her hangi bir şey göremiyorum. Böyle olunca yine en en sevdiğim (!) o meşhur soruyla baş başa kalıyorum.
Ben ne yapmak istiyorum?
Bu hayattaki gayem nedir?
Birilerine yardım etmek istiyorum. Nerede, nasıl, ne şekilde, kime?
Birilerine bildiklerimi öğretmek istiyorum. Nerede, nasıl, ne şekilde?
Bu sorular  etrafımda dönüyor, ben bu soruların etrafında dönüyorum.
Gözlerimi kapatıp "koş" denmiş at gibi koştuğumda bazen sorun çıkmıyor ama günün sonunda göz bağım aralanıyor ve "ben ne yapıyorum?" diyorum.
Aynı döngü ama tabii ki değişen durumlar ve değişen bir ben mevcut.
Bunun yanı sıra hayatı oldukça kısa buluyorum. Filmin her an bitebileceğini ne kadar uzun metrajlı olursa olsun yine  de biteceğini düşündüğümde daha da anlamsız geliyor bir çok şey ancak bunun için de bir şey yapmıyorum.
Hayat kısa, mutlu yaşamalıyım diyorum, o yüzden sevmediğim bir düzeni bıraktım.
Peki ama ya şimdi yol nereye gidiyor? Ben hangi yolun yolcusuyum?
Bu soruların cevabı yok. Hayatta hiç bir şeyi aslında biz kesin olarak belirleyemeyiz.
Akışına bırakıp da keyif almayı da bilmiyorum malum.
O yüzden zorluyor bu sorular beni. Anlayacağınız "takıl gitsin." diyemiyorum. Yapımda yok.
Bir amaç olmalı, bir neden.
Beni hayata bağlayan, coşku duymama neden olacak bir uğraş.
Motivasyon, işte, her şeyin sırrı bu:)

Thursday, July 18, 2013

Kumbara

İçi dolu bir kumbara gibiyim.
Her şeyden biraz var.
Topladığında ne yapacağını bilmiyorsun o nedenle kumbara hep kapalı.

Wednesday, July 17, 2013

Monday, July 15, 2013

Bu günlerde

Karides kokusunu severim. Karides yemeyi de.
Somon salata yemeyi de severim.
Şimdi vejeteryanım. Hiç birini yemiyorum.
Zaten çok yemezdim önceden de.
İnsanlar kendilerine ve etrafındakilere karşı dürüst olmak da güçlük çekiyorlar.
Bir şeyleri açıkça ifade etmekte zorlanıyorlar.
Kadir kıymet bilmiyorlar.
Birilerinin  birileri için bir anlam ifade etmesi için oldukça zor.
Birbirimizi dinlemek ise oldukça zor.
Hatta birbirimizin düşüncelerini merak etmek bile oldukça lüks.
Başkasını düşünmek ise paha biçilemez.
Tabii bir de tüm mantık sınırlarını zorlayan insanlar (!) var.
Neye inanıp neye inanmayacağımızı ise bilemiyoruz.
Her yerde şiddet hakim.
Uzlaşmak ise seçenekler arasında yok.

Friday, May 03, 2013

çok az kaldı

geri dönüyorum. 
bekleyiniz:)

Thursday, November 03, 2011

ve simdi

Ne kadar zor çiğ ile örtülmüş kalbimle hayata tutunmak ve keyfimi hic bir seyin kacırmamasını saglamak.

Herseyi insanların dedigine uydurmaya calisarak yasıyorum.

Ailemle olan iliskim de derin yaralar var.

Gecmis solugunu ensemden eksik etmiyor.

Bir yandan anlatamadıgım icimde cıg gibi buyuyen sorunlar.

Tam hallettim derken tekrar hortlayan meseleler.

Kendimi tam olarak kimseye anlatamama hali.

Suskunluk ve sonra cok buyuk kavga gurultuler.

Bunların arasında sıkısmıs kafam karısık bir haldeyim.

Monday, August 15, 2011

ve...

bu gun favori kelimem : bırakıyorum
bırakıyorum
bırakıyorum
bırakıyorum

Tuesday, August 09, 2011

ŞK


hayat ve tango

seninle tango yapmak istiyorum, los ısıklı hatta mumların yandıgı bir ortamda.
Bir de Bob Marley dinlerken dans etmek.

müzik

İcimde acılarım var yer yer ortaya cıkıyor.
Kendi icimde yolculuk yapmak istiyorum, diger seyler bana fazla geliyor, istegim olmuyor.
Muzigi duydugumda tuylerim urperiyor ve bambaska yerlere gidiyorum.
Tabii her dinledigim bende aynı etkiyi yaratmiyor.
Klasik muzik ya da buyuk bir duyarlılıkla bestelenmis muzik beni benden alıyor.
Sadece dinleyip gorduklerini anlatmak gerekiyor bazen.
Hic bir seyi umursamadan tüm gercekligi arkadndan birakarark.
Soguk bir kıs gunu yesil catilari olan evlerin bulundugu dar sokakarda saddece yalnızlıgımla yuruyorum.

Friday, August 05, 2011

sana

İcimde bir yerlerde hep sana yazacagim bir mektup var.
Yer yer kelimeler, cumleleri gozumun onunden geciyor.
Seninle olan seruvenimizden parcaları o anı yasıyormuscasına goruyorum, hissediyorum.
Zerre zarre hissediyorum sana olan duygularımı.
Tum hayatını bir kisiye adama fikri ne kadar kutsaldır, herseyin olarak o insanı benimsemek.
Varını yogunu,acını sevincini hic bir ard niyet olmaksızın onunla paylasmak.

Thursday, August 04, 2011

unutmusum

bir konu daha, hep cok bakımlı, goz alıcı ve kadınsı mı olmak gerekir?
peki ya ben boyle degilsem?
cok ozenli değilsem?
o zaman ne olacak?

benim icin hayat

Bugun dusundugum birkac temel sey oldu.

İnsanların sadece konusmak ve vakit gecirmek icin yaptıkları konusmaların cok otesinde baska bir yerlerde olmak istiyorum.

Kendimle daha fazla basbasa kalmak sadece daha derinlemesine muhabbet edecegim bir kac oz insanla hayatımı gecirmek istiyorum.

Konusma duygu barındırmayınca, ‘o sunu dedi, bu bunu dedi.’ Konusmaları beni sonrasında rahatsız ediyor, hatta duruma gore o an bile rahatsiz ediyor.

Hayatımı daha farklı gecirmek, degerlendirmek istiyorum.

Bunun yanı sıra hayatın sarmallarını ozmek istiyorum. Uzun uzun belki cogu insanın basit ya da gereksiz gordugu bir konuda dusunmek istiyorum.

Hayatı, olumu, yasamayı dusunmek istiyorum.

Insanların tum gereksiz gurultusunden ve bos sozlerinden uzakta derinligin verdigi tadı yasamak istiyorum.

Wednesday, August 03, 2011

bugun

Bazen guzel olmak geliyor icimden, sadeec cok guzerl olmak.

Oyle olunca mı cok begenilirsin, sevilirsin?

Bazen herseyi bosverip icimdeki yarıgın icinden asagiya dogru korkusuzca ilerlemek geliyor.

Kimse ne de er diye dusunmeksizin sadece aklimdan estigi gibi yol almak.

Yollarını bilmedigim yerlerde dolanmak nasıll keyif veriyorsa yine yolunu bilmedigim bir yerlere meyletmek geliyor icimden.

Alısık olmadıgım ama guven de barındıran bir yola girmek.

Olmadigin bir senin içinde ne kadar yaşayabilirsin?

Bunca zamandır yaşıyorum ya da yaşamaya çalışıyorum.

Sozlerim hapsedildiğinde kendimi çok rahatsız hissediyorum.

Kendimi kılıf içinde tutmak istemiyorum.

Neysem o olmak ve kendimi yasamak istiyorum.

Wednesday, June 22, 2011

en uzun gunun ardından

Gercekten tum ruyalardan daha guzeldi.

İnsanın mırıldanmasının otesinde
Sadece varoldugunu hissetmek
Oncesinin sornasının olmamamsı
Uzuldugun herseyin ısık yılı kadar uzak olması
Belki sevinclerinin bile olmamasi
Anda kaybolmak belki de anda kendini bulmak
Karanlıktaki o ince ısıgın pesine gitmek istiyorum ama o kadar nadir kendini gosteriyor ki pesinden gitmek neredeyse imkansız oluyor

Tuesday, June 07, 2011

soru

sence bu hep boyle mi devam edecek?
sorumluluk omuzlarımda, dusunceler kafamı agırlastırıyor, hic dusunmesem bir dusunen cikar mi dersin?
duslerim baska ben baska yerdeyim.

Friday, May 27, 2011

duyuru

gizli okuyucum, kimliginizi aciklayiniz lutfen:)
bugun yeni yazilarim olacak bekleyiniz, bir de su fotograf isini halletsem cok iyi olacak:)

biraz pus biraz sis.

Monday, May 23, 2011

neden sebep?

bazen kendimi cok yalniz hissediyorum.

bugunlerde

Hayatta bir sıkıntın varsa ya da dunya gorusun belliyse ve digerlerinden farklıysa o zaman hayat daha zor olabiliyor.

Kendi derdini anlatman ve hayatını yasaman daha guc olabiliyor.

Ben beni yitirmek uzereyim.

Dusuncelerim oradan oraya savruluyor.

İnsan kendi kimligini, ne oldugunu , ne dusundugunu unutacak hale gelir mi?

Sadece zorda kaldigimizda mi kendi degerlerimizi hatirlariz.

Savunmak durumunda kaldigimizda mi degerlerimiz gun yuzune cikar.

Insan olarak bizi digerlerinden farkli kilan unsurlari her gecen gun sonuna kadar ifade etmeli miyiz?

Daha oncesinde su anad nasil hissedecegimi dusununce gerilirdim.

Simdi gergin degilim ama ne olacagini bilmiyorum.

Sanki lunaparkta icinde ne oldugu bilinmeyen bir tunele giriyor gibiyim, az sonra karsima ne cikacagini bilmiyorum.

Hayat nedir, bizi nereye goturur?

Kafam yine karisik. Ben beni bilmez haldeyim.

Wednesday, April 27, 2011

bu durumda

sevgilimle aynı blog yapısına sadık kalma romantikligi ve yesilinm bu tonunu cok sevmem blogun yapısına bu sekilde devam etmemem neden oluyor ama yenilik lazim oyle degil mi?
Bir de bu blogda neden hic fotograf yok?
Ben sanırım kendimle ilgili birseyleri paylaşmayı sevmiyorum sadece dusuncelerimi paylasmak hosuma gidiyor.